Mecnun'un Devesi


Mecnun'un Devesi
Hz. Mevlana / Mesnevi

MECNUN LEYLA’sının köyüne gitmek için, dişi bir deveye bindi. Bir süre yol aldı. Mecnun’un tek derdi, bir an önce Leyla’sına kavuşmaktı. Dişi deve ise, geride bıraktığı yavrusunu düşünmekteydi ve onun tek derdi ise, geriye dönmekti.

Mecnun bir an dalıp gitse, elinden yuları gevşetse, deve bunu hisseder ve geriye döner geldikleri köye yani yavrusunun olduğu yere doğru giderdi.

Mecnun kendine gelip baktığında, bulundukları yerden çok daha geriye gittiklerini farkediyordu.


Bu yolculuk iki-üç gün böyle sürdü. Mecnun yıllardır yollardaymış gibi şaşırmış kalmıştı.


Baktı ki bu yol böyle bitmeyecek, deveden indi ve:

“Ey deve!” dedi. “İkimiz de aşığız. Fakat, aşklarımız birbirine zıt, birbirine aykırı! Demek ki biz, birbirimizle yol arkadaşlığı yapmaya uygun değiliz.

Senin sevgin de, yuların da bana uymuyor. O halde en iyisi ayrılalım!” diyerek deveyi bıraktı.


 

•••

 

Bu hîkayede geçen ‘Mecnun’ insan ruhunu temsil ediyor. Ve ruh, Ezelî bir Sevgiliye yani Rabbine muhtaç ve müştaktır. ‘Deve’ ise, nefistir. Maddî arzuların sembolüdür. O da, yavruları olan heveslerin ardında koşmaktadır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

bayram...

 

 Herkese saglık huzurlu bir bayram diliyorum...:)

(Benim bayramım biraz buruk geciyor 2 bayramdır ailemden uzakta bayram yapıyorum:( cok özledim onları Rabbim inşaALLAH mükafatını verir)

Yorum (yok) Yorum yaz!

CANIM İSTANBUL

CANIM İSTANBUL

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir " Katibim"i...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...

Necip Fazıl KISAKÜREK


(ßu ara bir yaşımıza girmişiz hayırlı olsun :) )

Yorum (6) Yorum yaz!

GiDen KaLan!



Giden ardına bakmaz,kalan gideni dert etmez derler.Eger bu söz dogruysa neden her gitmenin ardından tarifi imkansız bir acı olur insanın yüreginde?
Neden hasretler özlemler vardır?
Bazen kalan , bazen giden ,bazen herikiside acı çeker.Ben gidenmiyim ,kalanmıyım bilmiyorum.
Ama galiba herikiside benim çünkü çok acı çekiyorum:(
Bazen ağlamak mümkün olmasada içimde bir sancı olur.
Ama nerdedir?
Bulamam  çözemem anlayamam(
Ama ben hem gidenim hem kalanım:(


SideLya




Yorum (2) Yorum yaz!

Gitttttt



Git iş işten geçmeden çok geç olmadan vakit
Günahıma girmeden katilim olmadan git!

Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar

Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.


Hadi git benden sana dilediğince izin
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays seni Leyla bilirler.

Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysa ki hep yedekte hep elde var saymıştın.

Hadi git ne bir adres ne bir hatıra bırak
Zannetme ki pişmanlık mutluluk kadar ırak!

Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez
Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.

Her darbene tehammül edecektir bedenim
Gururum mani olur perişanıma benim.

Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!

Hercai arılara meyhanedir çiçekler
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

Ne vedaya gerek var ne de mektuba hacet
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!

Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

Kopsun nerden inceyse artık bu bağ bu düğüm
Her gece daha berbat daha vahim gördüğüm.

Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;
Sırf sana üzülüyor sırf sana acıyorum.

Git iş işten geçmeden çok geç olmadan vakit
Günahıma girmeden katilim olmadan git!





(Git Gidebildiğin yere kadar Çöl Rüzgarı )
(bu sana son sözum)

Yorum (4) Yorum yaz!